İNFERTİLİTE (KISIRLIK) ÜZERİNE İnfertiliye ya da yaygın bilinen adıyla Kısırlık; dünyada her 7 çiftten birini etkileyen bir durumdur. İlk bakışta sağlıklı görünen ve en az 6 ay süreyle düzenli cinsel ilişki yaşayan çiftlerde; çocuk sahibi olamama durumu olarak tanımlanabilir öz ...
Çocuk Ajandası » Çocuk - Gündem » Köşe Yazıları » BİRGÜN
BİRGÜN
Ekmeğini Mezardan Çıkaran Çocuklar
25-01-2009
Yeniköy, Diyarbakır’ın en yoksul semtlerinden biridir. Semtin görüntüsü orada yaşayanların durumunu da gösteriyor. Yeniköy tek katlı, birbirine yapışık evlerden oluşan bakımsız koskocaman bir semt. Bu gecekonduların karşısında bir mezarlık bulunur. Mezarlığın yan tarafında ucu bucağı görünmeyen, içinde askeri lojmanların da bulunduğu bir askeri havaalanı bulunuyor. Buradan kalkan F-16’lar kulağı rahatsız eden bir sesle semtin üzerinden geçiyor. Ben çocukken yakınlarımızın mezarını ziyaret etmek için ailemle gelirdim Yeniköy Mezarlığı’na. Çocuklar okullarından çıkıp ellerinde su bidonlarıyla mezarlığa koşarlardı. Bu çocukların görevi mezarlık sulamaktı. Mezarlığı sulamanın amacı ise mezar taşının üzerindeki çimlerin ve çiçeklerin bakımını yapmak. Bu aynı zamanda kutsal bir görev olarak görülür. Çocuklar okullarından çıkıp ellerinde su bidonlarıyla mezarlığa koşarlardı. Kimisi de annesiyle geliyordu mezarlık sulamaya. Çocuklar mezarlığa ziyarete gelenleri ikna etmeye çalışırlardı. Hatta çocuklar birbirleriyle rekabet ederlerdi. “Ne olur beni götürün, ben geleyim,” diye. Koskoca mezarlığı ezberlemişler, kimin mezarının nerede olduğunu bilirlerdi. Aradan on beş yıl geçti. Bu kez muhabir olarak gidiyordum Yeniköy Mezarlığı’na. On beş yıldır pek bir şey değişmemişti anlaşılan. Aynı manzara yine karşımızdaydı.
Mezarlığın girişinde bir çeşme bulunuyor. Çocuklar çeşmenin başında ellerindeki bidonlara su dolduruyorlar. Ellerimizdeki fotoğraf makinelerini görünce, “Haber yapmaya mı geldiniz,” diye soruyorlar. İçlerinden Mehmet ve Mahsun hemen takılıyor peşimize. Ekmeğini mezarlıktan çıkaran Mehmet ve Mahsun mezarlıkta bize eşlik ediyor. Mezarlığın girişinde oturuyoruz biraz. İlk olarak, yedinci sınıf öğrencisi ve sekiz kardeşi olan Mehmet ile başlıyoruz konuşmaya. Kardeşlerinin dördü hiç okula gitmemiş ve dördü de evli. Kendinden küçük olan iki kardeşi ise hem okuyor hem de bu tür işlerde çalışıyor. Mehmet, ailesinin sosyo-ekonomik durumunu anlatıyor ve çalıştıkları çeşitli işlerden söz ediyor bize:
“Babam, bel fıtığı olduğu için çalışamıyor, şu anda yatalak. Sigortasız olduğu için tedavi göremiyor. Eskiden hayvan pazarında çalışırdı babam. Orada cambazcılık yapardı. Hayvanı, birinden 100 TL’ye alıp başka bir kişiye 150 TL’ye satardı. Şimdi ise ailemizin geçimini ben ve buradaki iki kardeşimle sağlamaya çalışıyoruz. Okul harçlığımızı çıkarıyoruz. Ben sekiz yaşımdan beri burada çalışıyorum. Bazen annem de geliyor su taşımaya. Kimi zaman belki para verirler diye ziyarete gelenler istemediği halde suyu götürüyoruz mezarlığa kadar. Bazen para veriyorlar bazen vermiyorlar. Yağmurlu veya karlı havalarda iş olmuyor. Biz sebze haline gidiyoruz bazen. Orada artık kalmış sebze ve meyveleri toplayıp eve götürüyoruz yemek için. Yazın Düzce’deki fındık fabrikasına gidiyoruz çalışmaya. Bir ay orada kalıyoruz. Orada çok zorluk çekiyoruz. Kürt olduğumuz için kötü davranıyorlar bize. Bir şey de diyemiyoruz.”
‘Yedİ olmasI lazIm!’
Mehmet ile sohbetimizden sonra mezarlığın içinde yürümeye başlıyoruz. Yedinci sınıfa giden Mahsun ile konuşuyoruz. Onların ailesinin de durumu farklı değil. Mahsun’a kaç kardeş olduklarını sorduğumuzda şu cevabı veriyor. “Tam olarak bilmiyorum. Yedi olması lazım,” diyor. Biraz düşündükten sonra, “Evet, evet! Yedi kardeşiz,” diyor. Mahsun’un babası cezaevinde. Mahsun babasının niye cezaevinde olduğunu bilmiyor. Anneleriyle kendi geçimlerini sağlamakla yükümlüler. Mahsun başlıyor anlatmaya: “Evimiz kira. Ayda 150 TL kira ödüyoruz. Şu karşıki gecekondularda oturuyoruz. Abim Erzurum’a boyacılık yapmaya gitmişti. Şimdi geldi tekrar, çalışmıyor. Burada iş olsaydı gitmezdi zaten oraya. Ablamlar Ankara’ya ıspanak toplamaya gittiler.”
‘Polİs olmak İstİyorum!’
Son sözleriyle Kürt sorununa değiniyor sanki Mahsun: “Bizim köyümüz vardı, kaçtık oradan. Tarlalarımız vardı yakıldı, köydeki hayvanlarımızın hepsi öldürüldü. Askerler yaktı evimizi. Ben büyüyünce polis olmak istiyorum. Çünkü polisler çok güçlü olurlar. Bir de tabancayı çok seviyorum.”
Bu çocukların içinde bulunduğu koşulları görünce bölgenin sosyo-ekonomik ve siyasi sorunlarını daha iyi algılayabiliyoruz. Yeniköy mezarlığından ayrılırken Diyarbakır’ın dar sokaklarına karışıyoruz. Okuldan sonra oyun oynamak, kendini geliştirmek yerine, yapacakları işi düşünmek zorunda olan, küçük yaşta ailelerinin sorumluluğunu yüklenen çocuklar aklımızdan çıkmıyor. Eski evlerin önünden geçerken sokakta yalınayak dolaşan çocukları görüyoruz. Üzerine yöresel kıyafetleri olan kadınlar evlerinin önünde oturmuş, sokakta oynayan çocuklarını izliyor, bize de meraklı gözlerle bakıyorlar.
Mirsat Yüce MİHA
Bu
yazı şimdiye kadar 512 defa görüntülendi
TATİL
18 Haziran 2010 tarihi itibarı ile bir öğretim yılı daha sona erdi.
Üstüste girilen sınavların meyveleri de yaz aylarında toplanacak. Yeni okullar tercih edilecek. Bir üst sınıflara / okullara gidilecek.